martedì 24 agosto 2010

Atıf Yılmaz Batıbeki Sineması

Atıf Yılmaz Batıbeki'den dersler almıştım gençliğimde!
Atıf Yılmaz Batıbeki Sineması, 1949'da Ömer Lütfi Akad'ın sinema filmleri yönetmeye başlaması ile başladı, Atıf Yılmaz Batıbeki, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi'nde Resim Bölümü'nden mezûn olduktan itibâren Ömer Lütfi Akad'ın asistanlığını yapmıştı, Resim'den Sinema'ya yönelmekteydi Atıf Yılmaz Batıbeki.
Ömer Lütfi Akad da bana dersler vermiş bir Sinemacı idi!
Ömer Lütfi Akad'ın yaptığı filmlerin çoğunu izledim, sonra da, Atıf Yılmaz Batıbeki'nin filmleri.
Atıf Yılmaz, bir uyarlama ustası olduğu gibi, bir senaryo ustası idi, yazdığı senaryoları sinemalaştırmayı da sevmekteydi. Atıf Yılmaz'ın senaristleri vardı, çoğu iyi, usta senaristlerdir.
Atıf Yılmaz'ın oyuncuları vardı, çoğu ile hep dost kalmıştı.
Atıf Yılmaz'ın kameramanları, dekorcuları, kostümcüleri, yapımcıları, dağıtımcıları vardı.
Atıf Yılmaz'ın nasıl bir sinema ile yaşadığını anlamalıyız elbette, Dünya Sineması içinde Atıf Yılmaz Batıbeki Sineması'nın yeri, tarihi, özellikleri nelerdi, öğrenmeliyiz, anlamalıyız.
Atıf Yılmaz, 1925'de doğup 2005'de vefât etmiş bir Yönetmen idi, 80 yıl yaşadı!
Atıf Yılmaz Batıbeki'nin 80 Yıl'da hiç dinlenmeden sinema yaptığını izleyicileri, dostları, öğrencileri bilirler.
Atıf Yılmaz Batıbeki'nin asistanları arasında, Halit Refiğ, Metin Erksan, Yılmaz Güney, Zeki Ökten, Ömer Kavur vardır, yıllarca sinemacı yetiştirdi Atıf Yılmaz Batıbeki.
Atıf Yılmaz'ın sinema sanatı'nı, dünya'daki sinemacı ustalar ile aynı biçimde algıladığının da farkındayız. Atıf Yılmaz Batıbeki, İtalyan Fellini, Fransız Truffaut, Amerikalı Scorsese, Alman Herzog, İsveçli Bergman, Polonyalı Wajda, Macar Szabo, Çek Forman, Mısırlı Yusuf Şahin, Hintli Satrajit Ray, Japon Kurosawa, Rus Bondarçuk, İspanyol Saura, Yunan Angelopulos, Lübnanlı Akad gibi usta bir Yönetmen idi, aynı Sinema'yı yapmıştı öteki ustalar ile.
Atıf Yılmaz Batıbeki, Mersin'de başladığı hayat'ının çoğunu İstanbul'da yaşamıştı, İstanbul'un Sinemacısı olarak vefât etmişti, 1950'lerdeki ilk filmi "Mezarımı Taştan Oyun" filminden 2005'e, İstanbul'u anlatmıştı. Atıf Yılmaz Batıbeki'nin ilk filminin başrol oyuncusu Merhûm Hüseyin Peyda ile son kez Kadıköy'deki Balıkçılar Çarşısı'nda karşılaşmıştık yıllar önce, kısa bir süre sonra da Hüseyin Peyda vefât etti, demek ki, Atıf Yılmaz Batıbeki ile aramızda tarihsel bir bağ vardı, ilk oyuncusu Hüseyin Peyda'yı çok izlemiştim!
Atıf Yılmaz'ın oyuncuları arasında Yılmaz Güney de vardı, Türkân Şoray vardı, Tarık Akan vardı, Hale Soygazi vardı. Atıf Yılmaz'ın sinema'yı bir sosyal eğitim işlevi ile anladığını da, seçtiği oyuncularını incelerken görmek mümkün idi.
Yılmaz Güney, Cannes Film Festivali'nde, 1982'de Büyük Ödül kazanmıştı.
Atıf Yılmaz'ın asistanlığını yaparken sinema sanatı'nın özelliklerini öğrenmişti Yılmaz Güney, daha sonra 115 kadar film yönetmiş, filmlerde oynamış, senaryolar yazmıştı.
bu açıdan, Atıf Yılmaz Batıbeki'nin en iyi öğrencilerinden biridir, Yılmaz Güney.
ama, Ömer Kavur gibi öğrencileri de vardır, Atıf Yılmaz'ın, daha farklı, "kişisel bir sinema" yaratmış bir Yönetmen'di, Ömer Kavur.
Atıf Yılmaz'ın onlarca filmini izledim, her birini incelemek, hatırlamak, yazmak gerekir, ama şimdi yazık ki bu kadarını yazmak zorundayım.
Atıf Yılmaz Batıbeki, Türkiye'de, Muhsin Ertuğrul, Ömer Lütfi Akad gibi ilk büyük yönetmenlerin ardından ustalaşmış, büyük bir Sinemacı idi.
SİNAN ÖNER

lunedì 12 luglio 2010

Türkân Şoray Sineması

Türkân Şoray Sineması, Türkiye'deki sinema akımları arasında mutlaka anılması gereken bir Sinema!
Türkân Şoray, Yılmaz Güney'in sinema yapmaya başladığı yıllarda ilk oyunculuk denemeleri yapmıştı, Atıf Yılmaz'ın, Halit Refiğ'in, Lütfi Akad'ın, Metin Erksan'ın, Osman Fahri Seden'in destekleri ile, daha bir çok yönetmen, Türkân Şoray'ı oyunculuk alanında desteklediler, seyirci'nin Türkân Şoray'a sempâti beslediğini hissettiler.
Türkân Şoray, hâlâ sinema yapıyor, belki 50 Yıl'ı geçti sinema deneyimleri.
Türkân Şoray'ı ilk kez çocukluk yıllarımda izlemiştim, hemen sevdim, bir daha hiç uzaklaşmadım Türkân Şoray'dan. Amerikan Sineması'nda Ava Gardner'ın, İtalyan Sineması'nda Gina Lollobrigida'nın oynadığı rolü, Türk Sineması'nda Türkân Şoray oynamıştı.
Türkân Şoray'ın öyle çok filmi vardır ki, hangi filmi'nden bahsetsem diye soruyorum!
"Selvi Boylum Al Yazmalım", çok sonra, sanırım 1979'da, Atıf Yılmaz'ın Sovyet Kırgız Yazar Chinghiz Aitmatov'un eserinden yaptığı uyarlama idi, film'de, Türkân Şoray, Kadir İnanır, Ahmet Mekin oynamışlardı. "Selvi Boylum Al Yazmalım", bir çok ödül kazanmıştı. Türkân Şoray, film'de, bir yol inşâatı ustası'nın bir çocuklu karısı rolü'nde idi, Ahmet Mekin, usta'yı canlandırıyordu, Kadir İnanır da, inşâat'a gelen bir kamyoncu rolü'nde idi, kamyoncu ile usta'nın karısı arasındaki "yıldırım aşk"a benzeyen "hoşlanma", bir süre sonra bir sorun oldu, usta, karısı'nı eleştirdi, bir seçim yapmasını istedi. Chinghiz Aitmatov, eserinde, sevgi ile emek arasında bir bağ olduğunu anlatmıştı, kamyoncu ile usta'nın karısı'nın yaşadığı, geçici bir "hoşlanma" idi, ama, "evlilik", "hayat", ya da "aile", geçici "hoşlanma"ların eseri değildir, emek esas güç'tür, emek'e bağlanan  bir "evlilik" gerçek bir "evlilik", emek'e bağlanan bir "hayat", gerçek bir "hayat"tır.
Türkân Şoray, Atıf Yılmaz'ın Necâti Cumalı'nın "Mine" eserinden uyarladığı film'de, Cihan Ünal ile oynamıştı. "Mine", Necâti Cumalı'nın Urla'da geçen bir vak'ayı tartıştığı bir öykü idi, bir "zinâ" vak'asının bir anlamda tarihsel ya da sosyal bir yorumlanması idi, "zinâ" gerçekten "zinâ" mıydı, Necâti Cumalı, bir Hukukçu olarak da, "Mine"yi yazmıştı. Türkân Şoray'ın "Mine" filmi'nde "Selvi Boylum Al Yazmalım"daki sorulara da gönderme yaptığı belliydi.
Türkân Şoray, büyük bir bilim kadını'dır bu anlamda, filmleri ile Türkiye'nin sosyal gerçeklerini incelemiş, tartışmış, sosyal tarihsel bir çok sonuç keşfetmiş, yönetmenlerin de desteği ile, Türkiye'deki Kadın'ın ruhsal ya da sosyal özelliklerini anlamış, anlatmıştır.
Süreyya Duru'nun "Ada" filmi de, Türkân Şoray'ın Rutkay Aziz ile oynadığı bir film idi, yine bir Kadın'ın bir anlamda öz sorgulaması'dır "Ada", sosyal tarih'in bir Kadın açısından yorumlanması denemesidir, ama, film bir erkek yönetmen'in, Süreyya Duru'nun eseridir, Türkân Şoray'ın, Atıf Yılmaz'ın kamerası ile yaşadığı sanatsal süreç'te, başka yönetmenler de yer almıştı, Süreyya Duru gibi.
Türkân Şoray'ın oynadığı filmlerin bir çoğunda Atıf Yılmaz Batıbeki'nin yönetmenlik yapması da, Türkiye'nin Sinema Tarihi açısından ilginç bir gerçeğidir.
Atıf Yılmaz, bana da dersler, konferanslar vermiş bir Yönetmen'di, büyük bir adam'dı, sürekli üreten, yazan, sürekli sinema yapan bir adam'dı. Atıf Yılmaz, yine, Türkân Şoray'ı oynattığı "Nihâvend Mucize"nin senaryo çalışmaları sırasında bana dersler vermiş, senaryo'yu bir süre bana da okutmuş, önerilerimi, izlenimlerimi almıştı. "Nihâvend Mucize"yi izlemedim, ama, ödüller kazanmıştı film, Türkân Şoray'ın oyunculuğunun getirdiği bir atmosfer'de.
Türkân Şoray, Yılmaz Güney ile hiç film yapmamıştı!
ama, Tarık Akan, Kadir İnanır, Ahmet Mekin, Cihan Ünal, Rutkay Aziz gibi oyuncular, Türkân Şoray'ın film yaptığı, film yaparken de iyi bir sinema deneyimi yaşadığı oyuncular'dır.
gençlik filmlerini şimdi hatırlamadım birden, ama, Türkân Şoray'ın daha lise yıllarında filmler yapmaya başladığını okurlarım bilmeli, demek ki, özellikle 1963 ile 1982 arasında, Türkân Şoray'ın iyi filmlerini hatırlamak, araştırmak, keşfetmek mümkün. 1980 ile 2010 arasında, Türkân Şoray, "olgunluk çağı" karakterleri yaratmıştı, yönetmenler de ya "olgunluk çağı"nda idiler ya da "yaşlılık çağı" yaşıyorlardı.
hâlâ da, Türkân Şoray Sineması'nın sürüp gideceği izlenimi geçerlidir, yönetmenlik de deneyen Türkân Şoray, yenilikler keşfetmek istediği gibi, tarihsel zenginlikleri de yeniden canlandırmak ya da yaşamak isteyen bir Sinemacı'dır.
SİNAN ÖNER

venerdì 9 luglio 2010

Yılmaz Güney Sineması

Yılmaz Güney Sineması ile başlayalım!
Yılmaz Güney, 1937'de Urfa'nın Yenice Köyü'nde doğmuş, sonra da Adana'ya taşınmışlar, üniversite yıllarına kadar Adana'da kalmış.
Yılmaz Pütün -sonradan Yılmaz Güney-, İstanbul Üniversitesi İktisât Fakültesi'nde okudu, okurken de, şiirler, öyküler, denemeler yazdı, yayınladı.
sonra, Adana'da çalıştığı Kemal Film'in de yardımı ile, İstanbul'un sinemacıları arasında yer aldı, Atıf Yılmaz Batıbeki ile, Ömer Lütfi Akad ile çalıştı, yönetmen asistanlığı, oyunculuk, senaristlik, yapımcı asistanlığı yaptı.
Yılmaz Güney'in sinema alanında çalışmaya başladığı yıllarda, Türkiye'de çok film çekilmekteydi, yılda 150-200 kadar sinema filmi tüm ülkedeki salonlara dağıtılıyor idi.
ama, Yılmaz Güney, yayınladığı bir öykü nedeniyle yargılandı, bir süre cezaevinde kaldı, sinema hayatı bir süre ertelenmiş oldu. Yılmaz Güney, cezaevi sonrası da askere gitti, askerlik yaptı.
askerlik sonrası, Yılmaz Güney, tüm enerjisi ile sinema sanatı'nda yerini aldı. Yılmaz Güney, Yönetmen'di, Oyuncu idi, Senarist idi, Yapımcı idi.
Yılmaz Güney Sineması, Onat Kutlar'ın da yazdığı ya da söylediği gibi, dünya sineması'ndan yararlanmış, Amerikan Sineması'nın, İtalyan Sineması'nın, Sovyet Sineması'nın getirdiklerini hazmetmiş, Türkiye'deki sinema deneyimlerinden öğrenmiş, aynı zamanda başka sanatsal deneyimlere de bağlanmış bir sinema idi. Yılmaz Güney, iyi bir Şâir, iyi bir Öykücü, iyi bir Romancı, iyi bir Denemeci idi. Yılmaz Güney Sineması'nın senaryo açısından kusursuzluğu ya da özellikleri, Yılmaz Güney'in Türkçe'deki ustalığının bir anlatımı idi.
Yılmaz Güney'in "Alageyik" filmi, yedi yaşımda, ilk izlediğim sinema filmi idi.
"Alageyik", Atıf Yılmaz'ın da filmleştirdiği, Yaşar Kemal Göğceli'nin bir öyküsünden uyarlama idi.
Yılmaz Güney, "Alageyik" gibi filmlerinde, Amerikan Western Filmleri'nden esinlenmiş, atları, sinema oyuncusu gibi yönetmiş bir Yönetmen idi.
Yılmaz Güney'in "Kızılırmak Karakoyun", "Seyyithan", "Hudutların Kanunu" gibi filmleri, 1960'lı yıllarda, Lütfi Akad ile ya da yalnız başına yaptığı filmlerdi, bu filmlerde, Lütfi Akad'ın ustalığı hissedilir.
daha sonra, Yılmaz Güney, "Baba"yı, "Umut"u, "Umutsuzlar"ı, "Ağıt"ı yapmıştı, 1970, 1971 yıllarında.
Yılmaz Güney Sineması, kentlerdeki sosyal dramları işlemeye başlamıştı, işçilerin, köylülerin, kentli yoksulların yaşadıklarını öyküleştirmişti Yılmaz Güney, bir anlamda Romancı Yılmaz Güney'in Yılmaz Güney Sineması'na hükmettiği bir dönem idi.
Yılmaz Güney, daha sonra, "Arkadaş"ı, "Endişe"yi, "İzin"i, "Zavallılar"ı, "Acı"yı yapmıştı, her biri ustaca yönetilmiş iyi filmler!
Yılmaz Güney, 1969'da evlendiği Fatoş Güney ile, Adana'da, film çekmeye gittiğinde, Yumurtalık'da, bir memûrun küfürlü saldırısına muhatap kalır, memûru vurmak zorunda kalır, memûr ölür. film çekimleri sırasında olmuş bu vak'a ile, Yılmaz Güney, -yeğeni'nin cinâyeti üstlenmesini kabûllenmez-, yargılanır, cezaevinde mahkûm olarak, 10 yıl kadar hapsedilir. aslında, Yılmaz Güney, meşrû bir yanıt vermiştir, küfürlü saldırı'yı yanıtsız bırakması, büyük sinemacı'ya zaten uymayacağı için, bir anlamda bir tuzağa kurban edilmiş, hapse düşürülmüştür.
Yılmaz Güney, cezaevindeyken, romanlar, öyküler, denemeler, şiirler yazar!
Yılmaz Güney, senaryolar yazar, Zeki Ökten, Şerif Gören, Atıf Yılmaz gibi yönetmenlere senaryolarını iletir, senaryoları filmleştirilir.
"Sürü", Yılmaz Güney'in senaryosu ile yapılmış, Zeki Ökten'in yönettiği bir film'dir, tüm dünya'da izlenmiş, ödüller kazanmış bir sinema filmi'dir.
Yılmaz Güney, siyasî sinema alanındaki ustalığını, senaryoları ile de kanıtlamış, ya da bir çok sinemacı'ya yaptığı öneriler, yardımlar ile sürdürmüştür.
12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında, Yılmaz Güney, daha farklı bir sinema anlayışını uygulamaya yöneldi.
bir süre cezaevinde kaldıktan sonra, Isparta Cezaevi'nden aldığı bir izin sonrasında, Türkiye'yi terketti.
"Yol" filmini, Şerif Gören yönetmiş, senaryosu Yılmaz Güney tarafından yazılmıştı.
Yılmaz Güney, Cannes Film Festivali'nde, "Yol" filmi ile büyük ödül kazandı, 1982'de, ödül töreni'nde, Cannes'da yerini aldı. Yılmaz Güney, Cannes Büyük Ödülü alırken, aynı ödülü, Yunan Yönetmen Costa Gavras da, "Kayıp" filmi ile almıştı, böylece, Yılmaz Güney Sineması ile Costa Gavras Sineması, Cannes'da kesişmişlerdi.
Yılmaz Güney, bir süre sonra hastalandı, "Bayram", "Duvar" filmlerini hastayken yaptı, 1984'de, 47 yaşında vefât etti, Paris'de Pere Lachaise Mezarlığı'na gömüldü.
Yılmaz Güney, 47 yıllık kısa hayatında, 115 kadar sinema filmi yapmış bir Sinemacı idi!
47 yılda, romanlar, öyküler, şiirler, denemeler, senaryolar yazdı Yılmaz Güney, 10 yıl cezaevinde kaldı, 3 yıl da sürgün'de kalmıştı.
Yılmaz Güney'in asistanlığını ya da oyunculuğunu yaptığı, Ömer Lütfi Akad, Atıf Yılmaz Batıbeki, Halit Refiğ, yıllar sonra, derslerini aldığım yönetmenlerdi, Yılmaz Güney'den pek bahsetmedik ama, Yılmaz Güney'in de içinde yaşadığı sinema tarihimizi anmıştık.
Yılmaz Güney'in öykülerini yayınlayan Vedat Günyol'u da çok kez dinlemiştim, bir akşam da evinde misafiri olmuştum. Vedat Günyol, bir Çevirmen'di, Fransızca Öğretmeni idi, bir Denemeci idi, Yılmaz Güney'e yardımları olmuş bir Yayıncı idi.
Yılmaz Güney'in, Yaşar Kemal Göğceli'ye, Orhan Kemal'e, Kemal Tahir'e, Fakir Baykurt'a bir sempâtisi vardır, romancılığını da bu büyük yazarları okurken yaratmış bir Yazar'dır, yazdığı "Boynu Bükük Öldüler" romanı ile Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanmıştı Yılmaz Güney. Yaşar Kemal Göğceli'den uyarladığı eserleri de, Yılmaz Güney'in Yaşar Kemal Göğceli'ye duyduğu saygıyı kanıtlar.
Yılmaz Güney, gençlik yıllarında, "A Dergisi"nde yazdıklarını yayınlamış, "A Dergisi"nin yayınlanmasında yer almıştı, Erdal Öz, Onat Kutlar, Ülkü Tamer, Adnan Özyalçıner, Kemal Özer gibi Şâir ya da Yazarlar ile.
Yılmaz Güney Sineması, bir çok açıdan yenilikçi bir sinema idi, oyuncu yönetimi, montaj yönetimi, kamera yönetimi, çevre tasarımı, kostüm tekniği ya da gücü, senaryo ustalığı gibi açılardan, Yılmaz Güney Sineması'nda kusur bulmak neredeyse mümkün değildir.
Yılmaz Güney Sineması'nın eserleri, Yılmaz Güney Vakfı'nca korundu, korunuyor, Fatoş Güney'in yönetiminde, filmleri teknik açıdan yenilendi, temizlendi, renk ya da ses kaliteleri kontrol edildi, yenilendi.
Yılmaz Güney Sineması ile başladım, iyi de oldu, Yılmaz Güney Sineması, izleyicisi ile, tarihsel bir atmosfer'de bir araya gelen bir sinema'dır, geçmiş'e bağlanır, geleceğe yönelir.
Yılmaz Güney'in 115 filminden izlediğim filmleri, sanırım 25 kadardır, şimdiki tahminim ile. "Alageyik", "Seyyithan", "Hudutların Kanunu", "Kızılırmak Karakoyun", "Baba", "Umut", "Umutsuzlar", "Ağıt", "Acı", "Arkadaş", "Sürü", "Yol", gibi büyük filmleri dışında, "gangster" filmleri gibi filmleri arasında, izlediklerim az değildir.
SİNAN ÖNER

giovedì 8 luglio 2010

Sinema Nedir?

Fransız Yazar Andre Bazin, "Sinema Nedir?" kitabında, sinema sanatı'nın özelliklerini yazmıştı.
19. Yüzyıl sonlarında Fransız Lumiére Kardeşler tarafından icât edilen Sinema, kısa bir sürede dünya'ya yayılmıştı. Andre Bazin, "Sinema Nedir?"i, İkinci Dünya Savaşı'nın ardından, bir süre sonra yazmıştı. sesli, renkli sinema teknolojisi icât edilmişti.
ben, ilk kez, yedi yaşımda sinema salonu'a gitmiştim, izlediğim ilk sinema filmi, Yılmaz Güney'in "Alageyik" filmi idi, Tarsus'ta, bir Sovyet Mimar tarafından 1934'de, Atatürk'ün önerisi ile inşâ edilen Şar Sineması'nda. Şar Sineması, 12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında, nedendir bilmiyorum, yıkıldı, Rusya'ya da, Atatürk'e de, Şar Sineması'nda yıllarca film izleyen Türkiye Halkı'na da çok ayıp oldu!
yedi yaşımdan beri sinema filmleri izlerim. sanırım, televizyonlarda, sinema salonları'nda izlediğim sinema filmi sayısı 9500 kadardır.
9500 Filmi nasıl saydığımı okurlarıma anlatmam çok kolay!
televizyonda, bir hafta'da on kadar sinema filmi izledim, 1976 ile 1986 arasında! 10 Yıl'da, 520 Hafta vardır, demek ki, yalnızca televizyonda, diziler, belgeseller hariç, yalnızca uzun metrajlı sinema filmleri diye saydığımızda, 5200 sinema filmi izlemişim!
sinema salonları'nda, 1976 ile 1986 arasında, bir hafta'da üç ya da dört sinema filmi izledim, demek ki, 1986'ya kadar sinema salonları'nda  izlediğim sinema filmi sayısı, 2000 kadardır!
1986'da on beş yaşımda idim.
1986'da İstanbul'a taşınmıştım.
İstanbul'da hemen sinema salonları'nın misafiri olmaya başlamıştım.
Moda, Kadıköy, Beyoğlu'ndaki Sinema Salonları, Çemberlitaş'taki, Şişli'deki Sinema Salonları, 1986'dan 2001'a sürekli devâm ettiğim, gösterim programlarını incelediğim sinema salonları idi.
İstanbul'da izlediğim sinema filmi sayısı, önceki yıllara göre az bile olsa, yine de az değildir, her hafta üç ya da dört sinema filmi izlediysem, 15 Yıl'da, 2500 kadar sinema filmi izlemişim!
demek ki, 9500 kadar sinema filmi izlediğimi yazmamda bir sakınca yok.
zaten, Türkiye'deki bir çok Yönetmen'in öğrencisi idim, derslerini, konferanslarını izlemiştim, dinlemiştim.
Sinan Öner's Cinema sayfalarında, 1976'dan 2010'a, yaşadığım sinema deneyimlerimden, Sinema Tarihi'nden, Sinema Kavramları'ndan, Sinema ile yaşadığım kişisel tarihimden bahsedeceğim.
bu ilk not'da, bana sinema dersleri, sinema konferansları vermiş tüm Sinemacılarımızı saygı ile anıyorum. yeri geldiğinde, hepsinden bahsedeceğim, sinemacılarımız ile neler yaşadığımızı anlatacağım. "Sinema Nedir?" kitabını yazmış Fransız Yazar Andre Bazin gibi, ben de sinema'nın özelliklerini yazacağım.
SİNAN ÖNER